google6f22425d327f0603.html

Mart 29, 2009 - Leave a Response

PROSTAT RAHATSIZLIĞI

Mart 28, 2009 - Leave a Response
SİZDE PROSTAT KANSERİ OLUP OLMADIĞINI NASIL ÖĞRENEBİLİRSİNİZ?

Prostat kanserini saptamanın bir kaç yolu vardır. Bunların bazıları aşağıda belirtilmiştir.

Hastalığın Belirtileri

Bazı hastalarda hiç bir belirti olmaz. Bazılarında ise sık, güç ve ağrılı idrar yapma, idrarın damla damla yapılması, idrarda kan yada iltihap olması, ejekülasyonda kan ve ağrı gibi belirtiler olabilir. Bu yakınmalar aslında sadece prostat kanserine özgü değildir. Prostatın kanser dışındaki diğer problemleri de bunlara benzer yakınmalara neden olabilir. Emin olmak için doktorunuzun detaylı bir muayene ve inceleme yapması gerekir. Ayrıca yakınmaların şiddeti ne kansere ne de kanser dışı problemlere işaret eder.

ŞEKİL 2: Prostatın parmak ile makattan muayene (PRM) edilmesi

Parmak ile rektal muayene (PRM): Bu işlem için doktor eldiven giyerek parmağınızı rektuma (makata) yerleştirir. Parmak yardımı ile prostatın büyüklüğü, şekli ve kıvamı incelenir. Kanser parmakla muayenede set olarak hissedilir. Ancak kanserin var olduğundan emin olmak için daha başka testlerin yapılması gerekir.

ŞEKİL 3: Prostat kanserinin makattan muayene ile saptanması

PSA testi: Prostat spesifik antijen (PSA) düzeyini ölçen bir kan testidir. PSA prostat bezinde üretilen ve kanda da bulunan bir proteindir. Prostat kanseri, prostat iltihabı ve benign prostat büyümesi (BPH) durumlarında kandaki PSA düzeyi artar. PSA testi % 100 kesin değildir. Ancak prostat kanseri tanısında ve hastalığın seyrinin izlenmesinde çok önemlidir.

Transrektal ultrasonografi (TRUS): Rektumdan yerleştirilen bir prob aracılığı ile prostat bezine ses dalgaları gönderilir ve geri yansıyan ses dalgaları aracılığı ile prostatın şekli, büyüklüğü ve iç kesimlerinin detaylı görüntüsü alınır. Bazen prostat kanseri tanısında DRM ve PSA testine ek olarak TRUS’tan yararlanmak gerekebilir. Ayrıca prostat bezinden parça almak (biyopsi) gerekirse TRUS bu işlem için de yardımcı olur.

Biyopsi: Mikroskop ile incelenmek üzere prostat bezinden hücre örneklerinin alındığı cerrahi bir işlemdir. Biyopsi rektumdan prostat bezi içine uzatılan özel iğneler yardımı ile alınır. Biyopsi prostat bezi içinde kanser varlığı ve tipinin belirlenmesinde son yöntemdir.

Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlarda prostat kanseri riski daha yüksektir. Ancak, 50 yaş ve üzerindeki bütün erkeklerin risk altında olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle:
Elli yaş ve üzerindeki bütün erkelerin yılda bir kez parmakla rektal muayene olmaları,
Elli yaş ve üzerindeki erkeklerin PRM ye ek olarak yılda bir kez PSA testi yaptırmaları önerilir.
Eğer PRM veya PSA testinde bir şüphe varsa transrektal ultrasonografi yapılmalıdır.

ŞEKİL 3: Prostattan iğne ile biopsi alınması

Prostat kanserinin sıklıkla herhangi bir belirti vermeden geliştiğini unutmayınız. Düzenli olarak kontrolden geçmek hayat kurtarıcı olabilir.

Prostat Kanserinin Evreleri

Doktorlar prostat kanserinin yaygınlığını evrelendirme denilen bir sistem ile tanımlarlar. Sıklıkla 2 evrelendirme sistemi kullanılır
A-B-C-D Sistemi: Erken evrelerde (A ve B evreleri) prostatın az sayıda hücresi kanserlidir ve bu kanserli hücreler sadece prostat içerisinde yer alırlar. Prostat dışına çıkmamışlardır. Zamanla, kanser prostatın daha büyük kısmını işgal eder. İleri evrelerde kanser çevre dokulara (C evresi), daha sonra ise lenf bezlerine, diğer organlara ve kemiklere (D evresi) sıçrar.

TNM Sistemi: Bu sistemde, T tümör boyutunu, N lenf bezi tutulumunu, ve M ise diğer organlara sıçramayı belirler. Bu sistemle bütün olası yayılma durumları tanımlanabilir. Örneğin T3c, N1, M0; tümör prostat dışına çıkarak seminal keseciklere sıçramış (T3c), bir lenf bezinde kanser var (N1) ve diğer organlara kanser sıçramamış demektir (M0). Aslında tam olarak birbirlerine karşılık gelmese de TNM ve ABCD sistemlerindeki tanımlar birbirine benzer.

Derecelendirme

Evrelendirmeye ek olarak kanserin ne oranda tehlikeli olduğunu belirlemek için “Gleason Sistemi” kullanılır. Biyopsi ile tümörden alınan parça mikroskop altına konur ve hücrelerin normal hücre görünümünden ne oranda saptığı belirlenerek bir derece verilir. Gleason skoru 2 ile 4 arası olan tümörler normal hücrelere çok benzeyen ve yavaş büyüyen hücrelerden oluşur. 8 ile 10 arası skor verilen tümörler ise daha kötü seyirli olanlardır.
 

Prostat Kanserinin Tedavisi

Prostat kanserinin tedavisi kanserin evresi, nasıl seyrettiği, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu ile değişik tedavi seçeneklerinin yan etkileri göz önünde bulundurularak belirlenir. Çok sayıda değişik tedavi seçeneği bulunduğundan, size uygulanacak tedavinin belirlenmesinde sizin, ailenizin ve doktorunuzun yukarda belirtilen temel kriterleri göz önünde bulundurarak birlikte karar vermesi en uygun yaklaşım olacaktır.
Birinci seçenek “bekleyerek gözlemektir”. Prostat kanseri genellikle çok yavaş ilerleyen bir hastalıktır ve yıllarca belirti vermeyebilir. Ayrıca bu hastalık genellikle ileri yaşlarda ortaya çıktığından bir dönem bekleyerek gelişmeleri izlemek seçeneklerden birisidir. Bekleyerek gözleme ile diğer tedavi seçeneklerinin yan etki ve rahatsızlıklarından da kaçınılmış olunur. Ancak, hastalık ilerledikçe, gereken tedavilerin uygulanması kaçınılmaz olmaktadır.

Tedavi seçeneğinin belirlenmesinde en önemli kriterlerden biri prostat kanserinin evresidir. Erken evrelerde birinci amaç kanseri vücuttan tamamen çıkarmak ya da kanser hücrelerini öldürmektir. Eğer kanser ileri evrelere ulaşmış ise kanser hücreleri tamamen temizlenmeyecek ya da öldürülemeyecek kadar çoğalmış demektir. Bu durumda kanserin büyümesini yavaşlatmayı veya durdurmağı amaçlayan tedavi seçenekleri ön plana çıkar. Prostat kanseri testosteron gibi erkelik hormonlarının etkisi ile büyür. Bilindiği gibi erkeklik hormonlarının çok büyük kısmı testislerde (yumurta) üretilir. İlerlemiş prostat kanserinin tedavisi erkelik hormonlarının kanser hücrelerini beslemesini engellemek ile mümkün olabilir. Bu tedavi seçeneğine “hormonal” tedavi denir.

Erken Evrede Prostat Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?

Erken evrelerde, kanser prostat bezi içinde sınırlı iken uygulanabilecek tedavi seçenekleri;
1. Radikal Prostatektomi: Prostatın ameliyat ile çıkartılmasıdır. Amaç prostatın çıkarılması ile vücuttan kanser hücrelerini tam olarak temizlemektir. İktidarsızlık ve idrarı kontrol etmekte güçlük gibi yan etkileri olabilir.

2. Radyasyon Tedavisi: Prostat bezi içerisindeki kanser hücrelerini öldürmeyi amaçlar. İki şekilde uygulanabilir.

a)Radyasyon ışınlarının vücut dışından prostat bezine doğrudan uygulanması ile,

b)Prostat bezi içerisine küçük radyoaktif tohumları ekerek.

Radyasyon tedavisi de iktidarsızlık, ishal, karın ağrıları, makatta rahatsızlık ve idrar yapmakta zorluklar gibi yan etkilere neden olabilir.

İlerlemiş Prostat Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?

Çok ilerlemiş prostat kanserinde bile hiç bir belirti olmayabilir. İlerlemiş prostat kanserinin tedavisinde amaç hastalığın daha da büyümesine engel olmaktır. Kanserin büyümesinin durdurulması belirtilerin ortaya çıkmasını erteleyebilir ya da var olan belirtilerin şiddetini azaltabilir. Prostat kanserinin büyümesini ve sıçramasını engellemek için genellikle hormonal tedavi kullanılır.
 
1. Kısmi hormonal tedavi: Testosteronun büyük çoğunluğu testislerde üretilir. Kısmi hormonal tedavi ile testislerde testosteron üretimi durdurulur. Bu amaçla kullanılabilecek yöntemler:

a)Ösrojen: Ösrojen prostat kanseri tedavisinde de zaman zaman kullanılabilen bir kadın hormonudur. Erkekler östrojen alırsa testosteron düzeyleri düşer. Ancak östrojen kullanımının bazı ciddi yan etkileri olabileceğinden kullanımı çok yaygın değildir. Günde bir tablet östrojen almak bulantı, kusma, memelerde büyüme ve hassasiyet, kalp ve damar problemleri (vücutta fazla sıvı birikmesi, damarlarda pıhtı oluşması, inme, kalp krizi) ve cinsel isteğin azalması gibi yan etkilere neden olabilir.

b)Orşiektomi: Orşiektomi testislerin ameliyat ile alınması işlemidir. Cerrahi kastrasyon da denilir. Testosteron üreten en önemli kaynak vücuttan uzaklaştırıldığı için tümörün büyümesi yavaşlar. İktidarsızlık ve sıcak basması gibi yan etkileri olabilir. Bu ameliyatın yapılması için genellikle hastanede yatmanız ve genel anestezi (narkoz) almanız gerekmeyebilir. Ameliyattan hemen sonra evinize gidebilirsiniz.

c)Medikal kastrasyon: Testislerin testosteron üretimi ameliyat yapılmaksızın da durdurulabilir. Medikal kastrasyon testislerin testosteron üretimini durdurmakta cerrahi kastrasyon kadar etkilidir. Bu amaçla kullanılan ilaçlara LHRH analogları denir. Türkiye de bulunan ilaçlar Zoladex, Lucrin ve Decapeptyl dir. Ayda bir kez enjeksiyon ile uygulanırlar. Sıcak basması, iktidarsızlık, memede büyüme ve hassasiyet, cinsel isteğin azalması ve bulantı gibi yan etkilere neden olabilirler.

2. Komplet hormonal tedavi: Hem cerrahi kastrasyon (orşiektomi), hem de medikal kastrasyon (LHRH analogları enjeksiyonu) testis kaynaklı testosteron etkisini ortadan kaldırırlar. Ancak, vücuttaki tüm testosteron etkisini tam olarak engellemezler. Böbrek üstü bezleri de çok az oranda da olsa bir miktar testosteron etkisi gösteren hormon sentezlerler. Bu nedenle, bu hormonların etkisini ortadan kaldırmak için ek ilaçların kullanılmasına gerek vardır. Bu ilaçlara “antiandrojenler” denir. Eulexin, Casodex ve Androcur bu grup ilaçlardır. Bu ilaçlar kan dolaşımındaki testosteronun prostat hücrelerine ulaşmalarını engellerler.

Medikal veya cerrahi kastrasyonun antiandrojen ilaçlar ile kombine edilmesine komplet hormonal tedavi denir. Komplet hormonal tedavi vücuttaki erkeklik hormonu etkisini tam olarak ortadan kaldırır ve tümörün büyümesini yavaşlatır.

Prostat ve Prostat Kanseri

Mart 28, 2009 - Leave a Response

Prostat ve Prostat Kanseri 

Tedavi Edilebilen Bir Hastalıktır…

Merak Ettiğiniz Sorular ve Yanıtları

Bu yazıda ileri yaşlardaki erkekler için önemli bir sağlık sorunu olan prostat kanseri hakkında aydınlatıcı bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Ancak her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da teşhis ve tedavi ilgili uzman hekimler tarafından, yapılan bilimsel araştırmalarının verileri doğrultusunda planlanmalı ve uygulanmalıdır. Verdiğimiz genel bilgilerin ve özellikle de erken bulgular ile ilgili uyarıların yararlı olacağını umuyoruz. 

Prostat nasıl bir organdır, işlevleri nelerdir?

Prostat kanseri nedir?

Prostat kanseri için risk faktörleri nelerdir?

Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?

Erken teşhis mümkün müdür?

Teşhis nasıl koyulur?

Hastalığın evreleri

Tedavi şekilleri nelerdir?

Evreye göre tedavi seçenekleri nelerdir?

ÖNEMLİ UYARILAR 

Prostat nasıl bir organdır, işlevleri nelerdir?

Prostat bezi erkek genital organlarından biri olup idrar kesesinin hemen altında, rektumun (barsakların son kısmı) önünde bulunur. İdrarı idrar kesesinden dışarı taşıyan kanal (üretra) prostat bezinin ortasından geçer. Testislerden ve yardımcı erkek organlarından salgılanan ve içinde spermlerin olduğu sıvıyı (meni) boşaltan kanal prostatın içinden geçen idrar kanalına (üretraya) açılır. Prostatı oluşturan hücrelerin yaptığı salgı, spermlerin bulunduğu meninin bir bölümünü oluşturur. Prostat hücreleri PSA adı verilen bir protein de salgılarlar, bu protein meni ile birlikte atılır. Kandaki normal değeri <4ng/ml’dir. Prostat hastalıkları PSA’nın prostata ait kanal sistemleri içinde kalmasını sağlayan hücresel sistemleri bozarak bu maddenin kandaki seviyesinin yükselmesine neden olurlar. Prostat kanserinde de bu maddede artış olur. 

Erkeklerde yaş arttıkça prostat bezi büyüyebilir ve çevrelemiş olduğu üretrayı, yani idrar kesesinin çıkış yerini tıkayabilir. Bu durum idrar yapmada güçlük ile kendini gösterir. Bu hastalığa selim prostat hiperplazisi adı verilir. Bu aslında kanser olmamasına rağmen, prostat kanseri de aynı şikayetlere neden olabileceğinden kanser olmadığı gösterilmelidir. 

Prostat kanseri nedir?

Prostat kanseri prostatı oluşturan hücrelerin kontrolsüz bir şekilde, gerekmediği halde çoğalmasıdır. Dünyada erkeklerde en sık görülen kanser türüdür.Yaşlı erkeklerin hastalığıdır. 

Prostat kanseri için risk faktörleri nelerdir?

En güçlü risk faktörleri ileri yaş ve siyah ırktan olmaktır. Yaş arttıkça risk artar. Ailesinde, özellikle birinci derece akrabalarında prostat kanseri olanların prostat kanserine yakalanma oranı olmayanlara göre daha fazladır. Gerçek anlamda kalıtsal prostat kanseri çok nadirdir ve genellikle 55 yaşın altındaki erkeklerde görülür. Bazı çalışmalar diyetle alınan yağın prostat kanserine yakalanma riskini arttırdığını öne sürmüşlerse de bu henüz tam olarak kanıtlanmamıştır. 

Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?

Erken evredeki prostat kanseri belirti vermeyebilir. Aşağıda sayılan şikayetlerden herhangi biri olduğunda mutlaka bir doktora başvurulması gereklidir. 

*Sık idrara çıkma (özellikle geceleri)

*İdrar yaparken zorlanma

*İnce ve kesintili idrar yapma

*İdrar yaparken acı veya ağrı duyma

*İdrarda kan görme

*Sırt, kalça ve bel ağrısı 

Erken teşhis mümkün müdür?

50 yaştan başlamak üzere her erkek her yıl bir doktora rektumdan (makattan) parmakla muayenesini yaptırmalı ve kanda PSA baktırmalıdır. Bu şekilde henüz belirti vermemiş, hastada şikayete yol açmamış erken evredeki prostat kanseri yakalanabilmektedir. Eğer doktor muayenesinde şüpheli bir bulguya rastlar veya PSA değeri 4ng/ml’nin üzerinde olursa ileri tetkikler istenir 

Teşhis nasıl koyulur?

Yukarıda sayılan şikayetlerle başvuran hastaları doktor eldiven giyerek rektumdan parmağı ile muayene eder. Buna parmakla rektal muayene adı verilir. Bu muayene ile doktor rektumun hemen önünde bulunan prostat bezini hissederek büyüklüğü ve kıvamı hakkında bilgi sahibi olur. Ayrıca rektum içinden yapılan ultrason tetkiki (transrektal ultrasonografi) ile de prostat hakkında fikir elde edilebilir. Eğer doktor yaptığı muayene ve istediği tetkikleri (kandaki PSA ve transrektal ultrasonografi) şüpheli bulursa, prostattan iğne ile parça alarak (biyopsi) mikroskop altında incelenmesini isteyebilir. Bu işleme ince iğne aspirasyon biyopsisi denir. Anestezi gerektirmez. Bu işlemin yan etkisi olarak her 200 hastadan 1 tanesinde biyopsi sonrası prostat enfeksiyonu gelişebilir. İdrarda ve büyük tuvalette kan görülmesi işlemden sonraki 2-3 gün devam edebilir. İşlemden sonraki ilk 2-3 haftada meni kanlı gelebilir. Eğer biyopsi negatif gelirse bu hastalar 6 ila 12 ay aralarla muayene ve PSA testi ile izlenirler.

Eğer biyopside prostat kanseri teşhis edilirse, bir ürolog veya medikal onkolog pek çok faktörü göz önüne alarak tedavi planını belirler. Radyasyon onkologlarının da bu planlamada katkıları olabilir. Tedavi planlanmasında göz önünde bulundurulan en önemli unsurlar hastalığın ne kadar ilerlemiş olduğu yani evresi ve hastanın genel durumudur. 

Hastalığın evreleri

Hastalık teşhis edildikten sonra, vücutta prostat dışında başka yerlere yayılıp yayılmadığını görmek için ek testler yapılır. Böylece hastalığın evresi belirlenmiş olur. Doktor bu amaçla bir akciğer grafisi, kemik sintigrafisi ve kan testleri isteyebilir.

Kanserin geliştiği organın dışına çıkıp başka bölgelere sıçramasına metastaz denir. Prostat kanseri komşuluk yolu ile meni kesesi (seminal vesicle), lenf dolaşımı ile lenf bezlerine ve kan dolaşımı ile kemiklere yayılabilir. En çok bel kemiklerine gider fakat kafa kemiklerine ve kaburga kemiklerine de sıçrayabilir. Daha nadir olarak karaciğer ve akciğerlere de yayılabilir.

Evre 1 hastalıkta, hastaların şikayeti olmaz ve kanser muayenede de saptanmaz. Tanı genellikle başka nedenlerle yapılan ameliyatlar sonrasında tesadüfen konur. Kanser hücreleri prostat dışına çıkmamışlardır. 

Evre 2 hastalıkta, tanı genellikle ya kanda PSA seviyesi yükselmiş olduğu ya da makattan muayene sırasında prostat büyük olarak bulunduğu için yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi ile konur. Hastalık prostat bezi dışına çıkmamıştır. 

Evre 3 hastalıkta, kanser hücreleri prostatı saran kapsülün dışına çıkıp prostatın yakın çevresindeki dokulara yayılmışlardır . 

Evre 4 hastalıkta kanser hücreleri prostat dışında lenf bezlerine veya kemik, karaciğer ve akciğer gibi organlara sıçramıştır. 

Nüks Hastalık:Tedavi edildikten sonra (ya tekrar prostatta ya da diğer organların birinde) hastalığın geri gelmesidir. 

PSA GÜNCEL YAKLAŞIMI  

Rutin senelik  kontrollerinde PSA’ nın yükselmesi ve sınırın üstünde olmasının anlamı kadar ,  sınırın altında olupta  kontrolde  bir önceki yıla göre mukayese edildiğinde yıllık artış oranları da önemlidir ve bununda değerlendirilmesi gerekir. Yıllık 0,75 ng/ml’ in üstündeki artış anlamlıdır . Bilininen yaşa özgü, spesifik PSA  değerleri vardır,  bunlar  40-50 yaş arası, 50-60 yaş arası olması gereken değerlerdir ve eğer PSA  bu değerlerin üzerindeysede  risk artmaktadır, bu durumda gözardı edilmemelidir.

Prostat kanserine  nasıl tanı  konur? 

Prostat kanserinde  rektal muayene ve kanda PSA ( Prostat Spesifik Antijen)  isimli maddenin düzeyinin ölçülmesi en önemli tanı araçlarıdır. Prostat kanserinde erken teşhis de genellikle 45 yaşından sonra sağlıklı erkeklerin her yıl periyodik muayeneleri ve PSA ile  değerlendirilmeleri önerilir. Ancak günümüzde  prostat kanserinde  yüzde 10 oranında  kalıtımsal bir risk gösterilmiş olduğundan  bu kontrollerin önemi dahada  artmakta ve 40 yaşından sonra değerlendirilmeleri yapılmalıdır.

Muayenede   prostatın büyüyüp büyümediği konusu kadar prostatın dışında herhangi bir sertlik var mı tanımlanır. Rektal muayene, ancak belirli bir boyuta ulaşmış kitleyi saptayabilir. Bu nedenle PSA düzeyinin ölçümü erken tanı açısından önemlidir. PSA  dediğimiz bu enzim  son yıllarda prostat kanserinin erken tanısında kullandığımız  bir markerdır. 

PSA  nedir?  

      PSA  testinin bulunmasi ile prostat kanseri tanısında yeni bir çağ açılmıştır. Bu test ile kanser henüz bulgu  vermediği çok erken aşamalarda dahi tanımlanabilmektedir.  

     PSA sadece  erkeklerde bulunan prostatın epitel hücrelerinde bulunan, semen sıvısının yapısında olan  glikoprotein  yapıda bir maddedir. Bu molekül normalde tüm yetişkin erkeklerin kanında   çok düsük seviyelerde bulunur. 

Normal değeri, 4 ng/ml’nin altında olmasıdır. PSA 4-10 ng/ml arasında olanların yaklaşık % 30’unda prostat kanseri saptanırken, 10 ng/ml üzerinde bu oran %50’yi geçer. Prostat kanserlerinin % 5-10 kadarında PSA yükselmeyebilir ve bu sebeple rektal muayene ve PSA tanıda tamamlayıcı rol oynar.

Bizlerce bilininen yaşa özgü, spesifik PSA  değerleri vardır, yani  40-50 yaş arası, 50-60 yaş arası olması gereken değerlerdir. Eğer PSA  bu değerlerin üzerindeyse de  risk artmaktadır.  PSA ancak prostat ile ilgili bir problem olduğunda kana daha fazla oranda karışır, kan PSA düzeyinde yükselme dikkat çeker. PSA yüksekliğinin tek nedeni prostat kanseri değildir. Kanser dışı durumlarda yani    iyi huylu prostat büyümesi ve prostat iltihapları , idrar yoluna katater uygulama (sonda takmada) da PSA’yı yükseltir  fakat  bunlar küçük düzeylerde ve geçici yükselmelerdir. Eğer böyle bir sebep bulunmuyorsa ve PSA’ nın ardarda yapılan ölçümlerinde yaşa göre değerlendirdiğimizde daha yüksek çıkıyorsa  şüphemiz kuvvetlenmektedir. Birde de rektal  muayenede prostatta sertlik bulmuşsak,  bu şüphe daha kuvvet kazanmaktadır ve o zaman da artık prostat biyopsisini uygulamak gerekmektedir.

Rutin senelik  kontrollerinde PSA’ nın yükselmesi ve sınırın üstünde olmasının anlamı kadar ,  sınırın altında olupta  kontrolde  bir önceki yıla göre mukayese edildiğinde yıllık artış oranları da önemlidir ve bununda değerlendirilmesi gerekir. Yıllık 0,75 ng/ml’ in üstündeki artış anlamlıdır . Bilininen yaşa özgü, spesifik PSA  değerleri vardır,  bunlar  40-50 yaş arası, 50-60 yaş arası olması gereken değerlerdir ve eğer PSA  bu değerlerin üzerindeysede  risk artmaktadır, bu durumda gözardı edilmemelidir.  

     Prostat biyopsisi ( prostattan örnek alma), transrektal ultrason eşliğinde  öncelikle prostatın  incelenmesi ve şüpheli alanların belirlenmesi ile, bölge uyuşturulduktan sonra özel bir iğne ile prostattan uygun sayıda doku örnekleri  alınması ve  patoloji tarafından  değerlendirmesi ile yapılır.. Biyopsi uygulanmış,   tümör tanımlanmamış fakat PSA ‘sı yüksek çıkan hastalarla ilgili olarak ki bu gerçekten sık rastladığımız bir durumdur,  ikinci  kez biyopsi alınması ve yine  kanser açısından negatif çıkmış  ise bazen üçüncü, dördüncü biyopsinin uygulanması ve tanı konulması durumları ile karşılaşılmaktadır.

Patolojide kanser tanısı konulup, kanserin ilerleme derecesi Gleason Score ile evrelendirilir. Bu değerlendirme hastalığın gidişi, tedavisi ve ne kadar yayıldığı hakkında bizi bilgilendirir. 10 en yüksek evredir ve hastalığın kötü olduğunu gösterir. PSA düzeyindeki yüksekliklerde hastalığın evresi hakkında fikir verebilir. Genellikle 6 ve üstü Gleason scoru ve 20-30 ng/ml PSA seviyesi kanserin prostat bezi dışınada yayıldığını gösterir. 

Prostat büyümesi ve kanser riski

        Prostatın iyi huylu büyümesi ( BPH: Benign Prostat Hiperplazisi ), özellikle 30 yaşında başlayan bir süreçtir ama semptomlar  45 yaş gibi ortaya çıkmaya başlıyor. Özellikle yaşın ilerlemesi ile  erkeklilik hormonunda artma olmamasına rağmen prostat dokusunda androjen reseptörlerinde androjene duyarlılığın artması  ve  bir takım büyüme faktörlerinin yine olaya katılmasıyla iyi huylu büyümeler ortaya çıkabiliyor.

PROSTAT HASTALIĞI

Mart 28, 2009 - Leave a Response
Prostat Nedir?
Resmi büyütmek için tıklayınız.Yunanca (prostates) koruyucu anlamına gelen ‘prostat’, boşaltım sisteminin sonunda, mesane ve dış idrar kanalı arasında bulunan kestaneye benzeyen bir organdır. Prostat bir hastalık değil, tüm erkeklerde bulunan bir organdır.
Prostat, sadece erkeklerde bulunan bir salgı bezi ve sex organıdır. Kadınlarda prostat ve prostat işlevi gören başka bir organ yoktur.
Prostat; idrar kesesi ile dış idrar yolu arasında yerleşen, ceviz büyüklüğünde, 18 – 20 gr. ağırlığında, yardımcı bir sex organıdır. Temel işlevi, meninin sıvı kısmının oluşturulmasına yardımcı olması ve erkeklerin enfeksiyon kapmasını önleyici olmasıdır. Prostat, yaş ilerledikçe büyüyen bir organdır. Yaklaşık olarak 25 – 30 yaşından sonra büyümeye başlar, prostat hastalıkları bulguları 50 yaş civarında ortaya çıkmaya başlar.

Prostata bağlı hastalıklar kendini nasıl belli eder?

Prostattaki iltihap, yaşlılığa bağlı olarak büyüme veya kansere bağlı olarak çıkan şikayetler aynıdır. Genelde bunlar; sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, idrarı tam yapamama hissi, idrar yapamama gibi şikayetlerdir.

Prostatta iltihap, büyüme ve kanser olmak üzere üç türlü sorun olabilir. Yukarıda bahsedilen şikayetlere bağlı olarak bu sorunların saptanmasında yapılması gerekli olan bazı tetkik ve muayeneler vardır. Öncelikle hastaların makattan prostat muayenesi istenir. Bu muayene parmak yardımı ile makattan yapılan bir muayenedir ve prostattaki büyümenin özellikleri tespit edilir. Ardından tam idrar tahlili ve PSA (Prostat Spesifik Antijen) adı verilen kan tahlili istenir. PSA kan tahlili kanser şüphesi için önemli bir ön testtir.

Ultrasonografi yöntemi ile prostatın büyüklüğü, mesanenin kalınlığı, varsa böbreklerdeki tıkanıklıklar tesbit edilir. İşeme sonrasında mesanede idrar kalıp kalmadığına bakılır. Hastaların işeme hızı, bilgisayarlı ölçüm sistemi ile (üroflowmetri) ölçülerek prostata bağlı tıkanıklık konusunda bilgi alınır.

Ancak tüm bu yöntemler bize hastalığın tipi konusunda bilgi vermezler. Prostata bağlı tıkanıklık ve prostat muayenesi için gelen hastalarda muayenede bir özellik bulunmaz ve PSA değerleri de normal değerlerde çıkarsa bu hastada normal prostat büyümesi vardır denilebilir. Ancak bu hasta elli yaşından küçükse daha detaylı tetkiklerin yapılması istenebilir.

Muayenesinde, PSA değerinde veya her ikisinde birden sorun olan hastalarda hangi tip büyümenin olduğunu anlayabilmek için, prostattan özel aletlerle biyopsi alınarak patolojik olarak incelenmesi gerekir.

Prostat ve Prostat Kanseri

Mart 28, 2009 - Leave a Response

Prostat ve Prostat Kanseri 

Tedavi Edilebilen Bir Hastalıktır…

Merak Ettiğiniz Sorular ve Yanıtları

Bu yazıda ileri yaşlardaki erkekler için önemli bir sağlık sorunu olan prostat kanseri hakkında aydınlatıcı bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Ancak her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da teşhis ve tedavi ilgili uzman hekimler tarafından, yapılan bilimsel araştırmalarının verileri doğrultusunda planlanmalı ve uygulanmalıdır. Verdiğimiz genel bilgilerin ve özellikle de erken bulgular ile ilgili uyarıların yararlı olacağını umuyoruz. 

Prostat nasıl bir organdır, işlevleri nelerdir?

Prostat kanseri nedir?

Prostat kanseri için risk faktörleri nelerdir?

Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?

Erken teşhis mümkün müdür?

Teşhis nasıl koyulur?

Hastalığın evreleri

Tedavi şekilleri nelerdir?

Evreye göre tedavi seçenekleri nelerdir?

ÖNEMLİ UYARILAR 

Prostat nasıl bir organdır, işlevleri nelerdir?

Prostat bezi erkek genital organlarından biri olup idrar kesesinin hemen altında, rektumun (barsakların son kısmı) önünde bulunur. İdrarı idrar kesesinden dışarı taşıyan kanal (üretra) prostat bezinin ortasından geçer. Testislerden ve yardımcı erkek organlarından salgılanan ve içinde spermlerin olduğu sıvıyı (meni) boşaltan kanal prostatın içinden geçen idrar kanalına (üretraya) açılır. Prostatı oluşturan hücrelerin yaptığı salgı, spermlerin bulunduğu meninin bir bölümünü oluşturur. Prostat hücreleri PSA adı verilen bir protein de salgılarlar, bu protein meni ile birlikte atılır. Kandaki normal değeri <4ng/ml’dir. Prostat hastalıkları PSA’nın prostata ait kanal sistemleri içinde kalmasını sağlayan hücresel sistemleri bozarak bu maddenin kandaki seviyesinin yükselmesine neden olurlar. Prostat kanserinde de bu maddede artış olur. 

Erkeklerde yaş arttıkça prostat bezi büyüyebilir ve çevrelemiş olduğu üretrayı, yani idrar kesesinin çıkış yerini tıkayabilir. Bu durum idrar yapmada güçlük ile kendini gösterir. Bu hastalığa selim prostat hiperplazisi adı verilir. Bu aslında kanser olmamasına rağmen, prostat kanseri de aynı şikayetlere neden olabileceğinden kanser olmadığı gösterilmelidir. 

Prostat kanseri nedir?

Prostat kanseri prostatı oluşturan hücrelerin kontrolsüz bir şekilde, gerekmediği halde çoğalmasıdır. Dünyada erkeklerde en sık görülen kanser türüdür.Yaşlı erkeklerin hastalığıdır. 

Prostat kanseri için risk faktörleri nelerdir?

En güçlü risk faktörleri ileri yaş ve siyah ırktan olmaktır. Yaş arttıkça risk artar. Ailesinde, özellikle birinci derece akrabalarında prostat kanseri olanların prostat kanserine yakalanma oranı olmayanlara göre daha fazladır. Gerçek anlamda kalıtsal prostat kanseri çok nadirdir ve genellikle 55 yaşın altındaki erkeklerde görülür. Bazı çalışmalar diyetle alınan yağın prostat kanserine yakalanma riskini arttırdığını öne sürmüşlerse de bu henüz tam olarak kanıtlanmamıştır. 

Prostat kanserinin belirtileri nelerdir?

Erken evredeki prostat kanseri belirti vermeyebilir. Aşağıda sayılan şikayetlerden herhangi biri olduğunda mutlaka bir doktora başvurulması gereklidir. 

*Sık idrara çıkma (özellikle geceleri)

*İdrar yaparken zorlanma

*İnce ve kesintili idrar yapma

*İdrar yaparken acı veya ağrı duyma

*İdrarda kan görme

*Sırt, kalça ve bel ağrısı 

Erken teşhis mümkün müdür?

50 yaştan başlamak üzere her erkek her yıl bir doktora rektumdan (makattan) parmakla muayenesini yaptırmalı ve kanda PSA baktırmalıdır. Bu şekilde henüz belirti vermemiş, hastada şikayete yol açmamış erken evredeki prostat kanseri yakalanabilmektedir. Eğer doktor muayenesinde şüpheli bir bulguya rastlar veya PSA değeri 4ng/ml’nin üzerinde olursa ileri tetkikler istenir 

Teşhis nasıl koyulur?

Yukarıda sayılan şikayetlerle başvuran hastaları doktor eldiven giyerek rektumdan parmağı ile muayene eder. Buna parmakla rektal muayene adı verilir. Bu muayene ile doktor rektumun hemen önünde bulunan prostat bezini hissederek büyüklüğü ve kıvamı hakkında bilgi sahibi olur. Ayrıca rektum içinden yapılan ultrason tetkiki (transrektal ultrasonografi) ile de prostat hakkında fikir elde edilebilir. Eğer doktor yaptığı muayene ve istediği tetkikleri (kandaki PSA ve transrektal ultrasonografi) şüpheli bulursa, prostattan iğne ile parça alarak (biyopsi) mikroskop altında incelenmesini isteyebilir. Bu işleme ince iğne aspirasyon biyopsisi denir. Anestezi gerektirmez. Bu işlemin yan etkisi olarak her 200 hastadan 1 tanesinde biyopsi sonrası prostat enfeksiyonu gelişebilir. İdrarda ve büyük tuvalette kan görülmesi işlemden sonraki 2-3 gün devam edebilir. İşlemden sonraki ilk 2-3 haftada meni kanlı gelebilir. Eğer biyopsi negatif gelirse bu hastalar 6 ila 12 ay aralarla muayene ve PSA testi ile izlenirler.

Eğer biyopside prostat kanseri teşhis edilirse, bir ürolog veya medikal onkolog pek çok faktörü göz önüne alarak tedavi planını belirler. Radyasyon onkologlarının da bu planlamada katkıları olabilir. Tedavi planlanmasında göz önünde bulundurulan en önemli unsurlar hastalığın ne kadar ilerlemiş olduğu yani evresi ve hastanın genel durumudur. 

Hastalığın evreleri

Hastalık teşhis edildikten sonra, vücutta prostat dışında başka yerlere yayılıp yayılmadığını görmek için ek testler yapılır. Böylece hastalığın evresi belirlenmiş olur. Doktor bu amaçla bir akciğer grafisi, kemik sintigrafisi ve kan testleri isteyebilir.

Kanserin geliştiği organın dışına çıkıp başka bölgelere sıçramasına metastaz denir. Prostat kanseri komşuluk yolu ile meni kesesi (seminal vesicle), lenf dolaşımı ile lenf bezlerine ve kan dolaşımı ile kemiklere yayılabilir. En çok bel kemiklerine gider fakat kafa kemiklerine ve kaburga kemiklerine de sıçrayabilir. Daha nadir olarak karaciğer ve akciğerlere de yayılabilir.

Evre 1 hastalıkta, hastaların şikayeti olmaz ve kanser muayenede de saptanmaz. Tanı genellikle başka nedenlerle yapılan ameliyatlar sonrasında tesadüfen konur. Kanser hücreleri prostat dışına çıkmamışlardır. 

Evre 2 hastalıkta, tanı genellikle ya kanda PSA seviyesi yükselmiş olduğu ya da makattan muayene sırasında prostat büyük olarak bulunduğu için yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi ile konur. Hastalık prostat bezi dışına çıkmamıştır. 

Evre 3 hastalıkta, kanser hücreleri prostatı saran kapsülün dışına çıkıp prostatın yakın çevresindeki dokulara yayılmışlardır . 

Evre 4 hastalıkta kanser hücreleri prostat dışında lenf bezlerine veya kemik, karaciğer ve akciğer gibi organlara sıçramıştır. 

Nüks Hastalık:Tedavi edildikten sonra (ya tekrar prostatta ya da diğer organların birinde) hastalığın geri gelmesidir. 

PSA GÜNCEL YAKLAŞIMI  

Rutin senelik  kontrollerinde PSA’ nın yükselmesi ve sınırın üstünde olmasının anlamı kadar ,  sınırın altında olupta  kontrolde  bir önceki yıla göre mukayese edildiğinde yıllık artış oranları da önemlidir ve bununda değerlendirilmesi gerekir. Yıllık 0,75 ng/ml’ in üstündeki artış anlamlıdır . Bilininen yaşa özgü, spesifik PSA  değerleri vardır,  bunlar  40-50 yaş arası, 50-60 yaş arası olması gereken değerlerdir ve eğer PSA  bu değerlerin üzerindeysede  risk artmaktadır, bu durumda gözardı edilmemelidir.

Prostat kanserine  nasıl tanı  konur? 

Prostat kanserinde  rektal muayene ve kanda PSA ( Prostat Spesifik Antijen)  isimli maddenin düzeyinin ölçülmesi en önemli tanı araçlarıdır. Prostat kanserinde erken teşhis de genellikle 45 yaşından sonra sağlıklı erkeklerin her yıl periyodik muayeneleri ve PSA ile  değerlendirilmeleri önerilir. Ancak günümüzde  prostat kanserinde  yüzde 10 oranında  kalıtımsal bir risk gösterilmiş olduğundan  bu kontrollerin önemi dahada  artmakta ve 40 yaşından sonra değerlendirilmeleri yapılmalıdır.

Muayenede   prostatın büyüyüp büyümediği konusu kadar prostatın dışında herhangi bir sertlik var mı tanımlanır. Rektal muayene, ancak belirli bir boyuta ulaşmış kitleyi saptayabilir. Bu nedenle PSA düzeyinin ölçümü erken tanı açısından önemlidir. PSA  dediğimiz bu enzim  son yıllarda prostat kanserinin erken tanısında kullandığımız  bir markerdır. 

PSA  nedir?  

      PSA  testinin bulunmasi ile prostat kanseri tanısında yeni bir çağ açılmıştır. Bu test ile kanser henüz bulgu  vermediği çok erken aşamalarda dahi tanımlanabilmektedir.  

     PSA sadece  erkeklerde bulunan prostatın epitel hücrelerinde bulunan, semen sıvısının yapısında olan  glikoprotein  yapıda bir maddedir. Bu molekül normalde tüm yetişkin erkeklerin kanında   çok düsük seviyelerde bulunur. 

Normal değeri, 4 ng/ml’nin altında olmasıdır. PSA 4-10 ng/ml arasında olanların yaklaşık % 30’unda prostat kanseri saptanırken, 10 ng/ml üzerinde bu oran %50’yi geçer. Prostat kanserlerinin % 5-10 kadarında PSA yükselmeyebilir ve bu sebeple rektal muayene ve PSA tanıda tamamlayıcı rol oynar.

Bizlerce bilininen yaşa özgü, spesifik PSA  değerleri vardır, yani  40-50 yaş arası, 50-60 yaş arası olması gereken değerlerdir. Eğer PSA  bu değerlerin üzerindeyse de  risk artmaktadır.  PSA ancak prostat ile ilgili bir problem olduğunda kana daha fazla oranda karışır, kan PSA düzeyinde yükselme dikkat çeker. PSA yüksekliğinin tek nedeni prostat kanseri değildir. Kanser dışı durumlarda yani    iyi huylu prostat büyümesi ve prostat iltihapları , idrar yoluna katater uygulama (sonda takmada) da PSA’yı yükseltir  fakat  bunlar küçük düzeylerde ve geçici yükselmelerdir. Eğer böyle bir sebep bulunmuyorsa ve PSA’ nın ardarda yapılan ölçümlerinde yaşa göre değerlendirdiğimizde daha yüksek çıkıyorsa  şüphemiz kuvvetlenmektedir. Birde de rektal  muayenede prostatta sertlik bulmuşsak,  bu şüphe daha kuvvet kazanmaktadır ve o zaman da artık prostat biyopsisini uygulamak gerekmektedir.

Rutin senelik  kontrollerinde PSA’ nın yükselmesi ve sınırın üstünde olmasının anlamı kadar ,  sınırın altında olupta  kontrolde  bir önceki yıla göre mukayese edildiğinde yıllık artış oranları da önemlidir ve bununda değerlendirilmesi gerekir. Yıllık 0,75 ng/ml’ in üstündeki artış anlamlıdır . Bilininen yaşa özgü, spesifik PSA  değerleri vardır,  bunlar  40-50 yaş arası, 50-60 yaş arası olması gereken değerlerdir ve eğer PSA  bu değerlerin üzerindeysede  risk artmaktadır, bu durumda gözardı edilmemelidir.  

     Prostat biyopsisi ( prostattan örnek alma), transrektal ultrason eşliğinde  öncelikle prostatın  incelenmesi ve şüpheli alanların belirlenmesi ile, bölge uyuşturulduktan sonra özel bir iğne ile prostattan uygun sayıda doku örnekleri  alınması ve  patoloji tarafından  değerlendirmesi ile yapılır.. Biyopsi uygulanmış,   tümör tanımlanmamış fakat PSA ‘sı yüksek çıkan hastalarla ilgili olarak ki bu gerçekten sık rastladığımız bir durumdur,  ikinci  kez biyopsi alınması ve yine  kanser açısından negatif çıkmış  ise bazen üçüncü, dördüncü biyopsinin uygulanması ve tanı konulması durumları ile karşılaşılmaktadır.

Patolojide kanser tanısı konulup, kanserin ilerleme derecesi Gleason Score ile evrelendirilir. Bu değerlendirme hastalığın gidişi, tedavisi ve ne kadar yayıldığı hakkında bizi bilgilendirir. 10 en yüksek evredir ve hastalığın kötü olduğunu gösterir. PSA düzeyindeki yüksekliklerde hastalığın evresi hakkında fikir verebilir. Genellikle 6 ve üstü Gleason scoru ve 20-30 ng/ml PSA seviyesi kanserin prostat bezi dışınada yayıldığını gösterir. 

Prostat büyümesi ve kanser riski

        Prostatın iyi huylu büyümesi ( BPH: Benign Prostat Hiperplazisi ), özellikle 30 yaşında başlayan bir süreçtir ama semptomlar  45 yaş gibi ortaya çıkmaya başlıyor. Özellikle yaşın ilerlemesi ile  erkeklilik hormonunda artma olmamasına rağmen prostat dokusunda androjen reseptörlerinde androjene duyarlılığın artması  ve  bir takım büyüme faktörlerinin yine olaya katılmasıyla iyi huylu büyümeler ortaya çıkabiliyor.

 

 

ÜROLOJİ – PROSTAT

Mart 28, 2009 - Leave a Response

ÜROLOJİ – PROSTAT

Prostat Nasıl bir Hastalıktır ve Kendini nasıl belli eder?

Öncelikle prostatı bir hastalık olarak tanımlamak yanlıştır. Prostat tüm erkeklerde anne karnından itibaren var olan göz,kulak, karaciğer gibi bir organımızdır.

ÜROLOJİ -
ALT BÖLÜMLERİ
 

Erkekte meninin sıvı kısmını yapımından sorumludur.Prostatın bulunduğu konum ve yapısı itibarı ile ister iltihap, ister kanser isterse de yaşla beklenen normal büyüme olsun şikayetler hep benzer şekilde gelişir. Prostat hastalıkları ile ilgili olarak genellikle karşımıza çıkan şikayetler arasında, sık idrara çıkma, idrarın çatal olması, idrar yaparken yanma, idrar yaptıktan sonra mesaneyi tam boşaltamama hissi, gece idrara kalkma ve idrar yapamama sayılabilir.

Prostatın bu sayılan şikayetleri olan hastalarda hangi tip hastalığın olduğu nasıl anlaşılır?

Biraz önce bahsettiğimiz gibi prostatta üç türlü sorun olabilir: büyüme, iltihap, kanser . Bunların ayırt edilmesinde Amerikan ve Avrupa Üroloji Derneklerinin ( AUA_ American Urological Association) ( EAU- European Association of Urology) de kabul ettiği yapılması mutlaka gerekli ve yapılması faydalı olan bazı tetkik ve muayeneler vardır. Hastaların tümüne, yaşları ne olursa olsun makattan prostat muayenesi ilk basamak olarak yapılması gereken muayene yöntemidir. Burada üroloji eğitimi sırasında alınan deneyim ile prostattaki büyümenin özellikleri doktor tarafından değerlendirilerek gereksiz testlerden kaçınılabilir. Bundan sonra tam idrar tahlili ve PSA ( prostat spesifik antijen ) adı verilen kan tahlili ile, hastanın üre ve kreatinin değerlerinin ölçülmesi gerekir. PSA kan tahlili kanser için tek belirleyici olmasa da bizlere kanser taramasında yardımcı olan önemli bir ön testtir. Eğer hastanın yaşı 70 in üzerinde ise ve muayenesi normal ise bu test de istenmeyebilir.

 

Biz ürologlar muayene sırasında ultrasonografi kullanırız ve bununla genel olarak prostatın büyüklüğü, mesanenin kalınlığı, böbreklerde bir tıkanıklık olup olmadığı ve bunlardan daha önemlisi işeme sonrasında mesanede belirli oranda idrar kalıp kalmadığının kontrol edilmesi gerekir. Yine, hastalar için son derece zahmetsiz olarak, işeme hızının üroflowmetri adı verilen bir bilgisayarlı ölçüm sistemi ile ölçülmesi, prostata bağlı tıkanıklığın derecesi konusunda bizlere bilgi verir. Ancak hastalığın tipi konusunda bilgi vermez. Eğer prostata bağlı tıkanıklık şikayetleri veya kontrol amacı ile gelen bir erkekte, muayenede bir özellik yok ve PSA değerleri de kişinin yaşı için normal değerler arasında ise bu hastalarda normal prostat büyümesi kabul edilebilir. Ne yazık ki burada en büyük sorun 50 yaş altında işeme sorunları olan ve muayenesi ile PSA ölçümleri normal olan hastalarda ortaya çıkmaktadır. Bu hastaların şikayetlerinin daha detaylı olarak incelenmesi gerekebilir. Bu şekilde altta yatabilen önemli konuların atlanması engellenir.

Muayenesinde, PSA ölçümlerinde ve / veya her ikisinde birden bir bozukluk olan hastalarda hangi tip büyümenin olduğunun ayırt edilmesinde tüm dünyada kabul edilen altın standart, prostattan özel aletlerle ultrasonografi eşliğinde biyopsi alınarak patolojik olarak incelenmesidir. Bu işlemin deneyimli bir merkez tarafından yapılması hastalara uygulanacak tedavinin düzenlenmesinde büyük rol oynar.

Normal Prostat büyümesi (BPH) sı olan hastaların tedavisine nasıl karar veriyorsunuz?

Normal prostat büyümesi tüm erkeklerde 50 yaş sonrasında vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler sonucunda oluşur. İnsan yaşam kalitesini ciddi olarak etkileyebilecek bir sorundur. Büyüme sonucu yaşanan sorunlar kişiye özgü olarak ortaya çıktığından prostat büyümesinin tedavisi ne sadece doktorun ne de hastanın karar verebilecekleri bir durumdur. Burada hastaların şikayetlerinin iyi değerlendirilmesi son derece önemlidir. Bu konuda tüm dünyada yapılan çalışmaların bir örneği olarak ülkemizde de hasta şikayetlerinin daha bilimsel olarak anlaşılabilir hale gelmesini ve yaşam kalitesinin ne kadar etkilendiğinin değerlendirilmesi için standart soru formları kullanılır. Bunlardan en sık kullanılanı Uluslar arası Prostat Semptom Skoru (IPSS) dir. Bu test hasta tarafından doldurulur ve hastalığa bağlı şikayetlerin derecesini, şeklini doktora sayısal olarak verir. Elde edilen değerler az, orta veya şiddetli olarak değerlendirilir. Hastanın yaşı, birlikte olan diğer hastalıkları, kalp, tansiyon,şeker hastalığı gibi, hastanın yaşam şekli ve beklentileri değerlendirilerek tedavi seçenekleri hastalara iyi ve kötü yanları ile anlatılır ve doktor-hasta etkileşimi ile birlikte karar verilir.

Prostat büyümesi olan hastalara ne gibi tedaviler önerebiliyorsunuz ?

Tıpta en önemli noktalardan birisi “primum non nocere” yani “önce zarar verme”dir. Hiçbir tedavi masum değildir ve herkes için tek bir doğru tedavi seçeneği yoktur. Bazı insanlar için bir tedavi seçeneği daha uygunken bazıları için bu doğru olmayabilir. İlk basamakta hiçbir zaman kolay kolay ameliyat kararı vermemek gerektiği kanısındayım. Günümüzde prostata bağlı tıkanıklıkların tedavisinde son derece etkili ilaç tedavileri vardır. İnsanlara ameliyat seçeneğinin yanı sıra bu tedavilerin de olduğunun ve etkilerinin denenmesi kanaatindeyim. Tabii ki, ilaç tedavi seçenekleri yeterli olmadığında prostat ameliyatları gündeme gelmekte.

Prostat büyümesinin kaç türlü ameliyatı var ?

Prostat ameliyatlarını iki ana başlık altında toplamak mümkündür; açık ve kapalı ameliyatlar. Açık prostat ameliyatları artık günümüzde BPH için gitgide daha az kullandığımız ameliyat teknikleridir. Bunun nedeni sonuçta hastada bir yara yeri olması, sondalı kalma süresinin daha uzun olması ve yan etkilerinin hasta için daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ameliyat tekniğini daha çok büyük prostatı olan hastalarda tercih ediyoruz. Halk arasında kapalı prostat ameliyatları da kendi içinde değişik şekillerde gerçekleştirilebilmektedir. En başta tüm dünyada yıllardır kabul edilmiş olan TUR ( transüretral rezeksiyon) ameliyatından bahsetmek gerekir. Burada hasta anestezi aldıktan sonra idrar borusundan bir endoskop ile girilerek tıkanıklık yapan prostat dokusunun kesilerek küçük parçalar halinde dışarı çıkarılması gerçekleştirilir. Bu yöntemde hastalar açık ameliyata göre çok daha erken dönemde sondadan kurtulurken daha rahat kendini toparlayabilmektedir. Yine endoskopik olarak idrar borusundan girilerek yapılan bir başka teknik ise prostatın buharlaştırılmasıdır. Burada prostat içerisine odaklanmış yüksek enerji verilerek çoğunluğu su olan prostat dokularının buharlaşması sağlanır. Buharlaştırma ameliyatları 1990 lardan itibaren değişik aletler ve enerji kaynakları kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Son günlerde yoğun bir şekilde uyguladığımız green light lazer ile yapılan prostat ameliyatları da bunlara bir örnektir.

Green light lazer, ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesi için büyük artıları olan bir yöntem olması yanı sıra, kalp, tansiyon vs, gibi normal prostat ameliyatı riskli olan anestezi alamayan hastalara da lokal anestezi ile uygulanabilmesi sayesinde şikayetlerinden kurtulma imkanı sağlayabilmektedir. Bu yöntemin öne çıkmasına neden olan özelliklerinden birisi de cinsel işlevler üzerine olan minimal etkisidir. Normal olarak prostat ameliyatlarından sonra görülen ve uygulanan yönteme ve hastaların yaşlarına göre % 25-50 arasındaki cinsel işlev bozukluğu yüzdesi bu yöntemde en aza indirilebilmektedir. Yine erkeklerde boşalma ile ilgili olarak prostat ameliyatlarından sonra olan sorunlar bu yöntemle büyük ölçüde önleneyebilmekteyiz.

 


Peki bu kadar iyi özellikleri olan bir yöntem neden daha yaygın olarak kullanılmıyor?

Burada en önemli faktör sanırım tekniğin son derece yeni olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak özellikle Istanbul’da görüldüğü gibi bu tekniğin uygulanabildiği merkezler hızla artmaktadır. Bunun yanı sıra iki önemli sorun daha vardır. Bunlardan birincisi maliyettir. Ne yazık ki bu yöntemde her hastaya bir prob (buharlaştırma ucu) kullanılmakta ve bu da maliyeti arttırmaktadır. Ancak, hastanede kalış süresinin azalması ve yan etkilerin azlığı bence bunu dengelemektedir. Tıbbi olarak ise ürologlar için en önemli sorun, ameliyat sonrasında dokular buharlaştığından doku incelenmesi ( burada bir kanser hücresi var mı sorusunun cevabının alınmasında önemlidir) için herhangi bir örneğin alınamamasıdır. Özellikle genç hastalarda eğer herhangi bir şekilde prostat kanseri şüphesi, ihtimali varsa ameliyat sonrası doku örneklerinin incelenmesi ve buna yönelik tedavinin yapılabilmesi gerekmektedir. Green light uygulaması öncesi hasta seçimi son derece bu nedenle önem taşımaktadır.

BPH ve BPH ameliyatları ile cinselliğin ilişkisi?

BPH şikayetlerinin cinsel hayatı genel olarak kötüleştirdiği birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. BPH nedeni ile ilaç tedavisi alan ve şikayetleri azalan hastaların cinsel yaşamlarında da iyileşme olduğu görülmektedir.Cinsel hayatı aktif olarak devam eden erkeklerde ilaç tedavisi öncelikli olmalıdır. Ancak ürolojik takiplerinin düzenli bi rşekilde de yapılması önemlidir. Ancak, bu sadece bir neden sonuç ilişkisi olarak ele alınmamalıdır. Çünkü birbirlerinden bağımsız olarak da ortaya çıkabilen durumlardır.

Ameliyatlar sonrasında ise, mutlaka tüm hastalara cinsellik ile ilgili bilgi verilmelidir. Sonuç olarak prostat erkeklerdeki seks bezlerinden birisidir. Bu nedenle buna yapılan her türlü müdahalenin cinsel işlevler ile ilgili bir sorun çıkartma ihtimali vardır. Bu sadece erkeklerde ereksiyon kaybı olarak değil boşalma bozuklukları olarak da ortaya çıkabilir. Boşalma hissi olmasına karşın meninin gelmemesi, kanlı meni gelmesi gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Bunların hastalara detaylı olarak anlatılması ve nedenlerinin söylenmesi hasta beklentilerini ve yaşam kalitesini arttıracaktır.

googleb5e20ab4d00fa5f3.html

Mart 28, 2009 - Leave a Response

PROSTAT HASTALİGİ

Mart 28, 2009 - Leave a Response

Öncelikle bir yanlış anlamanın düzeltilmesi gerekmektedir. Prostat bir hastalık değildir. Bademcik, böbrekler gibi bir organdır. Normalde erkekte meninin sıvı kısmını yapmaktan sorumludur. Bu organının da diğer bir çok organ gibi çeşitli hastalıkları olabilir. Prostat bir salgı bezidir. Tüm salgı bezlerinde olduğu gibi iltihapları olabilir, kanserleri olabilir. Bunların dışında ise prostat bezinin kendine has bir özelliği nedeni ile prostat bezi erkeklerde 50 yaşından sonra büyümeye başlar ve genellikle de halk arasında ‘ prostat hastalığı’ adı verilen şikayetleri ortaya çıkarmaya başlar.Hayır, bu konuda da ne yazık ki büyük yanlış anlamalar söz konusudur. Özellikle de gençlerde görülen prostat iltihaplarına bağlı işeme bozukluklarında bu durum karşımıza çıkmaktadır. Aynen başlıkta belirtildiği gibi ‘ bu yaşta da prostat olur mu?’ sorusu sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekte olur; ve hatta genç erkeklerde ciddi boyutlarda görülebilir.Genellikle altta yatan neden farklıdır. İleri yaşlarda prostatın biraz önce belirttiğimiz yaşla uyumlu selim büyümesi ve prostat kanseri nedeni ile ortaya çıkan şikayetler ön planda iken; gençlerde daha çok prostat bezinin iltihabı ve bunlara bağlı şikayetler ortaya çıkabilmektedir. Aslında altta yatan nedenler farklı olmasına karşın hastaların şikayetleri genellikle her türlü prostat hastalığında birbirlerine çok benzerlik gösterir. Bunların başlıcaları sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma ve çatallanma, idrar yaptıktan sonra tam olarak rahatlayamama hissi, gece idrar yapmak için uyanma, ani idrara çıkma ihtiyacıdır. Şikayetler aynı olduğundan teşhis aşamasında da zorluklar olabilmektedir.Öncelikle hastanın şikayetlerinin değerlendirilmesi ilk basamak olmalıdır. Bunun yanı sıra, üroflowmetri adı verilen bilgisayarlı bir sistemle idrar akım hızının ölçülmesi, ultrasonografi ile mesane içinde işeme sonrası idrar kalıp kalmadığının bakılması ve yine birlikte benzer şikayetler yapabilecek idrar yollarında bir taş hastalığı olup olmadığının gözlemlenmesi ilk tarama testlerimizden birkaçıdır.

Prostat iltihabının tedavisi ilaçlardan oluşmaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi tüm prostat iltihapları mikroplara bağlı olarak oluşmadığından ilaç tedavilerinde basit bir iltihap gibi antibiyotiklerin tek başına kullanımları yeterli olmamaktadır. Burada prostatın işlevsel ve anatomik yerleşimi de göz önünde tutularak idrar yapmayı kolaylaştıracak ilaç tedavileri ve direkt prostat bezi içindeki kanallara etkili başka ilaçların da kullanılması gerekebilir.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.